Tek Yol Bilgi Toplumu Devrimi!

Internet ve dijital teknolojiler son on yılda her alanda toplumu değiştirdi. Avrupa Birliği son 7 yıldır ağırlıklı olarak inovasyonla ve bilişim teknolojileriyle bilgi toplumu devrimi yapmanın peşinde. Türkiye’de devlet ‘e-dönüşüm önemli’ diyor. Yurttaş teknolojiye meraklı, sivil toplum hareketli, medya ilgili; yani devrim için ortam müsait.

Avrupa Birliği, İnovasyon ve Kalkınma Grubu diyorki; Bilgi toplumu devrimi yapamazsam, 21. yüzyılı kaybederim. ‘Bu saptamanın Türkiye açısından en az iki anlamı var. Birbiriyle bağlantılı, birbirini tamamlayan iki gerçek:

1. Bilgi toplumuna dönüşümü başaramazsak Avrupa vizyonumuzu zaten kaybederiz.
2. Bilgi toplumuna dönüşümü başaramazsak zaten 21. yüzyılı da kaybetmişizdir demektir.

E-dönüşüm

Dünyada bilişim ve iletişim teknolojilerinde muazzam gelişmeler yaşanıyor. Uygarlık, ekonomi ve demokrasi köklü ve hızlı bir şekilde değişmekte. Küresel ekonominin üç devi olan ABD, AB ve Japonya’nın yanı sıra Hindistan, Çin, Brezilya, Türkiye gibi yükselen büyük pazarlardan, İsrail, Güney Afrika ve Kanada gibi atılımcı ülkelere uzanan geniş bir rekabet gücü yarışı sürmekte.

Bilgi toplumuna dönüşüm kavramının altbaşlıklarında farklı fakat birbirine yakın alanlar var. Bu alanların iç içe geçmeye başladıkları ‘yakınsama’ evresindeyiz. Bilgi, ses ve görüntü aynı platform ve aletlerde toplanıyor. Dijital ekonomideki gelişme her yıl, bir öncekini çok gerilerde kalmış tarih yapraklarına dönüştürüyor. İnternetsiz bir yaşam bugün kalkınmış dünya için damarlarından kanın çekilmesi anlamına gelir. Clinton’ın başkan seçildiği, Soğuk Savaş’ın çoktan bitmiş olduğu, Putin’in Kremlin’de yükselmeye başladığı, Türkiye’nin AB ile gümrük birliği oluşturduğu, Ortadoğu’da krizin hüküm sürdüğü yıllarda internet henüz yaşamımıza egemen olamamıştı. (Her ne kadar Ortadoğu örneği yanlış olduysa da, dünya tarihinin son yıllarda iyice hızlandığına kuşku yok).

Zaman kavramının göreceliğini giderek daha somut hissediyoruz. İnternet ve dijital teknolojiler son on yılda her alanda toplumu değiştirdi. Ticaret, siyaset, finans, eğitim, medya, hizmet, şirket yönetimi, bürokrasi, turizm, demokrasi, sağlık, arkadaşlık, aşk, kültür, eğlence, örgütlü suç, terör, …

Daha bir kaç yıl önce iPhone, Skype, Google Earth, dijital televizyon ve hatta yine bir kaç yıl önce Facebook, YouTube, Twitter yoktu. Gelecek yıldan bakabilseydik eğer, bu yıl neler yok acaba?

Bilgisayar ortamı, cep telefonu, televizyon, müzik, sinema ve elektronik aletler bütünleşiyor. Hem teknolojik hem de içerik olarak. Böylece bilişim sektörünün anlamı ve kapsamı da genişliyor. Bilgi toplumu dönüşümü deyince ise, ufuk iyice genişlemekte: bilimsel yenilikçilik, ar-ge, biyoteknoloji, nano-teknoloji, eğitim reformu, iç ve dış güvenlik, gıda güvenliği, çevreyi koruma, kentçilik, sağlık, sanatsal ve kültürel yaratıcılık, kırsal kalkınma, … Bilgi toplumu devrimini başarmak her şeyden önce bir ulusal çıkar ve güvenlik hedefi olmalıdır.

Siyaset, vizyon, eylem

Bu açıdan bakınca Türkiye için iki temel soru ortaya çıkıyor:

- AB bu konuda hangi hedefleri geliştirmekte?

- Türkiye bu yönde nasıl bir strateji izlemeli?

Bu iki soru ve yanıtlarının doğal sonucu olarak bir önemli soru daha gündeme geliyor:

Neden Türkiye’de siyasal gündem bu konular çerçevesinde topluma bir gelecek programı sunmak yerine soyut kavramlara, milliyetçilik, ulusalcılık, dindarlık, halkçılık vs yarışına boğuluyor?

Halbuki bilgi toplumu konusunda gerek iktidar gerekse muhalefet partilerinde son derece duyarlı ve uzak görüşlü siyasetçiler, Başbakanlık tarafından gerçekleştirilen iyi bir e-devlet stratejisi, özel sektörde birçok başarılı şirket, sektörün güçlü temsil kuruluşu TÜBİSAD, Üniversiteler ve TÜBİTAK içinde önemli çalışmalar, Türk Bilişim Vakfı, Türk Bilişim Derneği gibi etkin sivil toplum kuruluşları, TÜSİAD ve TOBB gibi etkin güçlü büyük odalar bünyesinde komisyon ve çalışma grupları, BTHaber, İnfomag ve Bilgi Çağı gibi başarılı yayınlar var. CeBIT Avrasya gibi birçok fuar, konferanslar seminerler düzenlenmekte. Toplantılarına 2003′te başlayan e-Dönüşüm İcra Kurulu’na ilgili bakanlar ve özel sektör ve sivil toplum temsilcileri katılıyor.

Bütün bu olumluluklara rağmen e-dönüşüm konusunda TBV Başkanı Faruk Eczacıbaşı’nın vurguladığı gibi; Türkiye kendini küresel gelişmeler düzeyinde yeterince var edemiyor henüz. “Daha yarışı kaybetmedik. Fakat kazanmak için de tüm paydaşların seferberliğe katılması gerekiyor. “Bu konuda gerekli siyasal ve ekonomik hareketlilik Cumhurbaşkanlığından başlayarak tüm toplumu saran bir kararlılık ve heyecana dönüşmeli.

Avrupa’nın bilişim tutkusu

Avrupa Birliği 21. yüzyıla iddialı başlamıştı. Mart 2000′de Lizbon’da açıklanan strateji Avrupa’nın en önemli hedefini açıkça ortaya koymaktaydı: “AB on yıl içinde dünyada küresel rekabet düzeyi en yüksek bilgi temelli ekonomi olmalıdır”. Tek Pazar, girişimcilik, eğitim ve çevrenin yanı sıra bilgi toplumu bu stratejinin temel direklerini oluşturmaktaydı.

Beraberinde ayrıntılı bir yasal düzenleme ve siyaset hedefi getiren Lizbon stratejisi 2005 yılına gelindiğinde AB açısından göreceli bir başarı fakat yetersiz bir bilanço ortaya koymaktaydı. Bu dönemde AB’de tehlike çanları yankılanırken siyasal kararlılık yenilendi. Ekonomik reform ve atılım süreci hızlandı. Tüm strateji içinde zaten en başarılı sonuçlar elde edilen bilgi toplumu boyutuna da yeni bir ivme ve kavram kazandırıldı: Europe 2020 girişimi.

Bu yönde AB üç siyaset ve eylem boyutuna odaklanıyor:

1. Ekonomi: Bilgi ve iletişim teknolojileri AB’nin verimlilik artışının yüzde 40′ı, yıllık gelir artışının yüzde 25′ini sağlıyor. Avrupa’da ekonomik büyüme ve istihdam artışında bilişim hızla yükseliyor. AB hükümetlerinin öncelikleri arasında bu alanda yasal düzenlemeleri teknolojik ilerlemeyi kolaylaştıracak şekilde geliştirmek var. Ayrıca internete ulaşım için geniş bant ağları iyice yaygınlaşmakta.

2. Araştırma-Geliştirme: Bilişim odaklı araştırmaya ayrılan kaynaklarda AB, Japonya ve ABD’nin gerisinde. Kişi başına bilgi ve iletişim teknolojilerinde araştırmaya ayrılan miktar ABD’de 400, Japonya’da 350 avroyken, AB 100 euroya ulaşmakta zorlanıyor. Bu açığı kapatmak üzere Brüksel önemli adımlar atmakta. En önemli bilimsel ve teknolojik araştırma ve uygulama araçlarından biri 7. Çerçeve Program. Bunun dahilinde 2010 sonunda AB Komisyonu bilişim projeleri için 3,2 milyar avroluk bir teklif çağrısı açtı. Türk şirketler, bilimsel kurumlar ve kamu kuruluşları da bu fondan yararlanıyor.

3. Toplumsal Kalkınma: Bilgi toplumu ile birlikte gündeme gelen bir sorun da ‘dijital uçurum’. Bilgi teknolojilerine ulaşanlar ile ulaşamayanlar arasındaki sosyal farklılaşma. Bu eğilimler bir taraftan kalkınmış dünya ile “öteki dünya” arasında bir uçurum yaratırken, aynı zamanda kalkınmış ülkeler içinde de sosyal ve bölgesel dengesizliklere neden olabilmekte. AB bu bakış açısı içinde birçok toplumsal kalkınma girişimini devreye sokmakta. Bilgi toplumu AB Komisyonu ve hükümetlerinde en saygın siyasal yetki alanlarından biri. Ayrıca ekonomi, adalet, tarım, sosyal politikalar, ulaştırma gibi değişik alanlardan sorumlu tüm siyasetçilerin odak noktası.

Bilgi çağını yakalamak

Türkiye bilgi toplum devrimini başaracak. Bu yönde özel sektörün ve siyasetin ortak görüş açısı berrak, gerçekçi ve kararlı. Bilişim sektörü alanlarında önemli büyük Bilişim Sivil Toplum kuruluşları öncülüğünde çalışmalarını yoğunlaştırdı. Bu arada TÜBİSAD Alman ve Hindistanlı muadilleri BITKOM ve Nasscom ile işbirliği yaptı ve Avrupa bilişim sektörünün güçlü temsil kuruluşu EICTA‘ya üye oldu.

Bilişim ve bilgi toplumu alanlarında rekabet gücümüzün yükselmeli. Bunun için şirketlerin teknolojik yaratıcılığını teşvik, ar-ge projelerine destek, fikri hakların daha etkin korunması, bilgi ve iletişim eğitiminin her düzeyde yeniden yapılandırılması gibi farklı alanlarda geniş bir eylem yelpazesi açılıyor. AB’nin hızla yaşlanan nüfusuna karşılık Türkiye’nin genç nüfusunu doğru bir şekilde eğitmesi ve işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu niteliklerle donatması ülkemize doğal bir rekabet gücü alanı sağlayacaktır.

Türkiye’nin bölge ülkeler içinde telekomünikasyon, sağlık, eğitim ve savunma gibi dikey alanlarda yazılım ve hizmet merkezi haline gelmesi, teknoloji temelli girişimciliğin desteklenmesi, küçük ölçekli firmaların finansmana erişimin yollarının kolaylaştırılması, ar-ge boyutu güçlü yabancı yatırımın çekilmesi, ihracatta hamle yapılması ve en önemlisi bu hizmetleri verebilmek üzere standartların oluşturulması bilişim sektörünün önünü açacak çözümlerdir.

Türkiye’de olumlu fakat pekişmesi gereken eğilimler gözlemleniyor. Türkiye, Dünya Rekabetçilik Yıllığı’nda bilim ve teknolojiye gençlerin ilgisi açısından 14. sırada. Mühendis kalitesi açısından 11, bilgi teknolojileri yetenekleri sıralamasında da 11. sırada yer almakta. Halbuki genel ortalamada Türkiye ilk 10′a giremiyor.

“Tam bu nokta da istatistiklerden hariç bir şey paylaşmak istiyorum. Dünya çapında bir teknoloji şirketinin başkan yardımcısı ile görüşme olanağım olmuştu. Kendisi insan kaynaklarından sorumluydu ve bana şu değerlendirmeyi yapmıştı; Bilgisayar, Elektronik, Matematik gibi mühendislik bölümlerinden mezun kişileri Orta Doğu ülkelerinden daha fazla almaya başladık. Çünkü, Türkiye’de de aynı şekilde özellikle iyi mühendislik eğitimleri alan öğrenciler çok donanımlı mezun oluyorlar, kendilerini geliştirmeye özen gösteriyorlar, sektörü iyi takip ediyorlar diye…” İşte bunu çok iyi kullanmamız gerekiyor ülke olarak. Ar-Ge’ye, yatırımlara, desteklere daha fazla özen göstermeliyiz. İnançla ve istekle çalışıp üreterek bilgi gücüne katkı sağlayabiliriz…

Yenilikçi ve yaratıcı Türk teknoloji şirketleri 2008 yılında ilk defa katıldıkları ve günümüzde halen etkin katılım başarısı ile Deloitte Teknoloji Fast 500 EMEA programında önemli bir başarıya imza attılar. Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’nın en hızlı büyüyen 500 teknoloji şirketinin belirlendiği listede Türkiye’den de şirketlerimiz yer almıştı.

Microsoft, Intel, Cisco, IBM, HP, Oracle gibi uluslararası üreticiler son beş yıl içinde birçok bölge yöneticisini Türkiye’den seçti. Dubai bölgenin dağıtım merkezi olurken, İstanbul stratejik karar alma merkezi olma yolunda ilerlemeye hızla devam ediyor. Turk Telekom, Turkcell birer dünya devi oldular. Digiturk ve D-smart ile ülkemize en ileri televizyon yayınları teknolojisi ve yüksek çözünürlük teknolojileri geliyor. Türkiye’nin coğrafi konumuna, genç nüfusun bilişime olan ilgisi ve Türk insanının girişimcilik ve yaratıcılık yönleri de eklendiğinde, ortaya umut verici bir tablo çıkıyor.

Bilişim en düşük yatırımla ve en kısa sürede istihdam yaratan bir alan. Sanayide bir kişi için 50 bin ile 70 bin avro arasında, turizmde 40.000 euro gerekirken bilişim için ortalama 2 bin 500 avro yetmektedir. Yatırım süresi takvimlerini yıllar değil aylar belirlemekte. Türkiye’nin yurtdışına yüksek kalitede ve uygun maliyetli teknoloji ağırlıklı hizmetler sunabiliyor. Türkiye şu anda bulunduğu bölgede en kaliteli ve en yüksek sayıda yazılım geliştiren şirkete sahip ülke. Bu gelişmeler Türkiye için hem istihdamın artırılması, hem de ihracatın geliştirilmesi açısından büyük fırsatlar doğuruyor.

Bilgi teknolojileri, farklı niteliklerdeki kişilere iş imkânı yaratma potansiyeline sahip bir alan. Lise mezunundan üniversite mezununa, herkese iş var. Bilişimin birçok konunun içine girmiş olması, kişilere hemen hemen her sektörde iş olanağı yaratıyor. Bu arada farklı sektörlerden büyük firmalar da bazı bilişim etkinliklerini ve çağrı merkezlerini Türkiye’ye kaydırıyor. Siemens, Catlogic, Sony, Lufthansa, Fortis, Toshiba, bunlardan sadece bazıları. Türkiye bilişim sektörü bu bilgileri veriyor, geleceğe umutla bakıyor. Devlet ‘e-dönüşüm önemli’ diyor. Yurttaşlar teknolojiye meraklı, sivil toplum hareketli, medya ilgili. Bilgi toplumu devrimi için ortam müsait.

Benim girişimcilik öykümü anlattığım ve nasıl bir Türkiye düşlediğimi belirttiğim o satırlardaki gibi, daha iyi bir demokrasi, ekonomik büyüme ve toplumsal kalkınma için bilgi toplumu devrimi kaçınılmaz. Bu arada gezegenin ekonomik coğrafyası hızla değişiyor. Bilgi toplumları hızla yükseliyor. Türkiye yeni dünya haritasında yerindemi sayacak yoksa büyüyecek mi?

Bookmark and Share

Benzer konudaki diğer yazılar: