Dünya Yeniden Kuruluyor!

Günümüzde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler artık ülkelerin ve şirketlerin yönetiminde çok tutarlı ve isabetli stratejilerin son derece dinamik bir perspektifle uygulanabilmesini gerektiriyor.
Örneğin demirperdenin yıkılması sonucunda jeopolitik konumların hiç bir önemi kalmadığı iddia edildi. Oysa son yıllarda yaşanan uluslararası çekişmelerin odağında yine jeopolitik stratejiler yer alıyor. Çok uzağa gitmeyelim, hemen yanıbaşımızdaki Irak ve ortadoğuda yaşananların jeopolitik hesaplarla ilgisiz olduğu düşünülebilir mi?
Dünyadaki kısıtlı enerji kaynaklarının yönlendirilmesine ilişkin stratejiler dünya siyasetine yön verirken, ekonomik güç dengeleri yeniden şekillenirken, Türkiye’nin de dış ekonomik ilişkilerinde her zamankinden daha aktif ve daha girişken olması gerekiyor.
Dünyada bugün, benzeri görülmemiş bir ekonomik gelişim ve değişim yaşanıyor. 2020 yılına kadar dünya ekonomisinin 20 trilyon dolar daha büyümesi bekleniyor. Bu Kuzey Amerika ve Japonya’nın toplamından daha büyük yeni bir pazar demek.
Aynı zamanda 2020 yılına kadar dünyada 700 milyon kişi daha orta sınıf diye adlandırılan sosyo-ekonomik gruba katılacak. Bu tüm Avrupa’dan daha fazla bir nüfus anlamına geliyor.
Dünyamız bugün, sadece petrol faturası için, 5 yıl öncesine göre, her gün 5 milyar dolar daha fazla para harcıyor.
Tüm bu gelişmeler dünyadaki zenginlik dengesinin çok hızlı bir şekilde yer değiştirmesine yol açıyor. Şimdiden petrol zengini ülkeler 4 trilyon dolar düzeyinde ek yatırım yapma şansını ellerinde tutuyorlar.
2015 yılına kadar 700 milyon insanın yoksulluk sınırından çıkıp orta sınıf düzeyine yükseleceği hesaplanıyor. 700 milyon kişilik bu yeni tüketici gücünün büyük kısmının da gelişmekte olan ülkelerde olacağını unutmamak gerek.
Bu insanlar tüketim yapacak ekonomik güce ulaşınca hayat standartlarını yükseltmek isteyecekler ve bunu en kısa yolu olarak da şehirlere yönelme yolunu seçecekler. Müthiş bir kırsaldan kente göç akımı yaşanacak.
Bizler için, artık düşünce kalıplarımızı değiştirmek bir zorunluluk haline geliyor. Hesaplarımızı bu yeni dengelere göre yapmak, ekonomi politikalarımızı ortaya çıkabilecek müthiş fırsatları en iyi şekilde değerlendirecek şekilde yapılandırmamız gerekecek.
Önümüzdeki dönemde şirketlerin, kurumların ve ülkelerin başarıları, liderlerinin bu yeni gerçeklikleri nasıl kavrayacağına ve bu değişen dengelere ayak uydurmak için nasıl adımlar atacağına bağlı.
Önceliğimiz, kişisel görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak konuya tıpkı bir iş planı yapar gibi yaklaşmak olmalı. Sinerjileri arayıp bulmak zorundayız. Bu konuda mevcut tüm iç ve dış kaynakları gözden geçirip süratle doğru kararlara varmamız gerekiyor.
Türkiye’nin küresel gelişmeler açısından bulunduğu önemli kavşakta önce Global Girişimcilik Haftası etkinlikleri ve sonrasındaki, TOBB ve DEİK’in ortak vizyonuyla gerçekleştirilen “Dünya Türk Girişimciler Kurultayı” Türkiye’nin ekonomik ve siyasi konularının dış dünyada daha iyi anlatılabilmesi açısından çok yararlı katkılar sağlama yolunda önemli bir adım olmuştur.
Hedefimiz, önümüzdeki yıllarda inanılmaz bir hızla yeniden şekillenecek olan ekonomik dengelerin iyi anlaşılması Türkiye’nin yeni dengeler içinde çok daha sağlıklı şekilde konumlanmasını sağlayacak katkılarda bulunmaktır.
Hepimizin yolu açık olsun.








