Günümüzde, küresel kalkınma yarışında, bizden önce yola çıkanlara ve bizden hızlı koşanlara yetişebilmek için, teknolojiyi kullanmaya ve bilgi toplumu olmaya mecburuz. Zira kalkınma için geçmişte kullanılan klasik yöntemlerle, onlara yetişmeye imkân kalmadı.

Ekonomisini bilgiye dayandırmayan, bilgi teknolojisi üretmeyen hiçbir ülkenin, 21. yüzyılda, 1. ligde yeri yoktur. Türkiye’nin birinci lige çıkmasını istiyorsak, “Bilgi Teknolojisi”ne dayalı yapılanmayı, kamu?da, özel sektörde ve özellikle de eğitim sistemimizde gerçekleştirmeye mecburuz.

Ancak unutulmamalıdır ki tüm bunlar, planlı bir strateji ve bunu uygulayan kurumsal bir yapılanma ile mümkün olmaktadır. Ülkemizde hazırlanan bilgi toplumu strateji belgesi, bu konuda atılmış en önemli adımlardan birisidir.

Strateji belgesinde ortaya konan hedeflere ulaşmak ve belirtilen eylem adımlarını başarıyla tamamlamak için, kamunun iş yapış biçimi mutlaka değişmek zorundadır. Artık kamu kurumlarımız bilgiyi paylaşmaya hazır olmalıdırlar. Mevcut bürokratik iş süreçlerinin, değiştirilmeden, olduğu gibi otomasyon projelerine aktarılması, orta vadede bugünkü gibi tıkanıklıklara yol açacaktır.

Bu nedenle strateji belgesinde belirtilen eylemler, öncelikle iş süreçleri ile hukuksal düzenlemelerin tamamlanmasını içermelidir. Strateji belgesi hazırlanırken, farklı görüş ve önerilerin dikkate alınmasında, zaman zaman sıkıntılar yaşanmasına karşın, uygulama aşamasında, bu sıkıntıların aşılacağını ümit ediyorum. Diğer taraftan bilişim gibi, hız ve esneklik gerektiren bir konuyu, bürokrasinin hantallığında boğmamalıyız.

Dünya, geride bıraktığımız yüzyılın özellikle ikinci yarısında, teknolojik gelişmelerin geometrik olarak hızlanmasına ve insanların günlük yaşamlarının çok daha fazla alanında teknolojinin nimetlerinden yararlanmasına sahne oldu.

Bilişim alanında yaşanan gelişmelerin diğer teknolojilerde yaşanan gelişmelerin hızlanmasına katkı sağlayan yönü de var. Bir anlamda bu teknolojilerin evrim sürecini doğrudan etkileyen gelişmelerde bilişim teknolojilerinin çok büyük payı söz konusu.

Kişisel bilgisayarların iş dünyasından başlayarak evlere, çantalara ve hatta avuç içine girmesine uzanan dönemde kurumların ve kişilerin çalışma yöntemlerinde, alışkanlıklarında, beklentilerinde ve verimliliklerinde, ciddi değişiklikler yaşandı.

Teknoloji artık oldukça ucuzladığı gibi teknolojideki pek çok engel aşıldı ve her cihazın birbiri ile konuşması mümkün hale geldi. Teknolojik yatırımlar kendilerini çok hızlı geri ödeyebildikleri için artık büyük engellere de takılmıyor, kendi kaynaklarını yaratabiliyor. Türkiye teknoloji kullanımında oldukça iyi bir durumda.

Özellikle iletişim araçlarının yaygınlaştığı, büyük şirketlerin teknolojiyi iyi kullandığı, bakanlıkların kamu kuruluşlarının elektronik ortamda varoldukları ancak bunların genel bir şemsiye altında toplanarak e-Türkiye dönüşümünün yaşanması gerektiği görülüyor. Bu sebeple, e-Devlet platformunun geliştirilmeye ve güvenlik konusunun daha da kuvvetlendirilmesine ihtiyaç var.

Yapacak çok ama çok işimiz var! Doğru kaynaklarla, doğru analizlerle, iyi planlanmış proje yönetimleriyle ve en önemlisi global bir bakış anlayışıyla elbette.

Kalkınmada Sektörel olarak, Bilişim Teknolojilerinin yarattığı katma değer.

Türkiye’nin bilgi ve bilişim politikalarını gözden geçirmesi gerekiyor. Eğitim ve istihdam politikalarını buna bağlı olarak yeniden oluşturması da lazım. Bilişim konusunda çıkış arayan ülkemiz, bu noktada, yapacağı her yatırım için etki alanını dünya haritası olarak tanımlamalı ve her girişimi için ihracat hedefi de koyabilmeli.

Türkiye Bilişim sektörü için bir SWOT Analizi yaparsak eğer;

Güçlü Noktalar:

– Gelişmiş telekomünikasyon hizmetlerine yönelik artan talep ile nüfusun toplam BİT harcamalarını artıracağına yönelik beklentiler

– Gelişmiş Batı ülkelerine kıyasla genç nüfusun sağladığı yüksek büyüme potansiyeli

– Teknoloji Geliştirme Bölgeleri?nde bulunan şirketlere sağlanan vergi avantajları ve teşvikler

– Devlet kurumlarının en büyük BT alıcıları arasında yer alması

– BT yatırımlarının toplam kamu yatırımları içindeki payının artmakta olması

Zayıf Noktalar:

– Yazılım korsanlığı oranının kademeli olarak azalmakla birlikte, hala yüksek bir seviyede olması

– Sektörde KDV ve Özel İletişim Vergisi gibi vergilerin yüksek seviyede olması

Fırsatlar:

– Devletin BT yatırımlarına giderek daha fazla bütçe ayırması

– Cep telefonu abone sayısındaki düzenli artış beklentisi

– Artan sayıda nitelikli, genç ve dinamik bilgisayar mühendisi ve yazılım uzmanı yetiştirme kapasitesi

Tehditler:

– Sektörde Ar-Ge ve inovasyon alanlarında yeterince gelişmemiş olan iş birliği kültürü

Bunlar sadece, reel ekonomiye, hedeflerine hizmet edecek etki yaratma potansiyeli olan alanlara yönelmekle mümkün. Hedef, istihdam, ihracat, entellektüel sermaye birikimi olmalı. Tren ise kesinlikle kaçmış değil.

Türkiye’nin kalabalık nüfusu ve ileri teknoloji telekomünikasyon hizmetlerine yönelik talebinin, bilgi ve iletişim teknolojilerine yapılan toplam harcamayı 2009 yılındaki 6,1 milyar ABD doları seviyesinden 2013 yılında 9,1 milyar ABD dolarına yükseltmesi beklenmektedir. Öte yandan, mobil iletişim teknolojilerinin penetrasyon oranlarının da artması öngörülmektedir.

Bu yönde özel sektör olarak çalışmalarımıza ve kişisel olarak sektörümüze katkı sunmaya devam edeceğimizi bilmenizi isterim. Milletçe bir kalkınmanın artık yegane yolu inovasyon’dan, bilişim teknolojilerinden geçmektedir.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum; Ülkemizin bu başarı hedefli, uzun soluklu yolculuğunda gerek girişiminde bulunduğum proje ve firmalarımız ile gerekse kişisel olarak yaratıcı hizmetler üretme bilinciyle her daim büyük bir sorumlulukla hareket edeceğimizi bilmenizi istiyorum.

Güzel günlere, Sevgilerle.

 

 

Ufuk Kılıç
Bilgisayar Yüksek Mühendisi
Teknoloji ve Yenilik Politikaları Uzmanı