Silikon Vadisi’nde temsilcilik açmak!

Dün yani 23 Kasım 2009 tarihli yayınında Hürriyet gazetesi yazarı Fatih Çekirge tarafından paylaşılan “Silikon Vadisi’nde temsilcilik açmak” başlıklı yazısını sizlerin de dikkatine sunmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta Türkiye Bilişim Derneği tarafından düzenlenen “Bilişim ’09” etkinliğinde CEO forum da tartışılan bir konu içeriğiydi. Paylaşılan bu yazı aynen aşağıda yer alıyor:

***

TÜRKİYE bu yıl Afrika’nın en uzak ülkelerinde bile temsilcilik açtı… Bu iyi… Ama yıllardır ABD’de yaşayan Ali Kutay şu soruyu sorunca iyi olan bu durumu bir daha sorgulamak gerekti: ?Dünyanın bütün büyük ülkelerinin Silikon Vadisi’nde bir temsilciliği var. Oradaki teknolojik gelişmeleri anında öğrenip takip ederler…  Türkiye’den ise kimse yok. Neden?? Cuma günü Ankara’da Türkiye Bilişim Derneği’nin düzenlediği bir paneli yönettim… Turkcell’den Ekrem Yener, Vodafone’den Hasan Süel, Intel’den Çiğdem Ertem, Havelsan’dan Faruk Yarman, Hexagon’dan Jan Nahum, Goldengate’den Ali Kutay gibi çok değerli isimler anlattıklarıyla yepyeni ufuklar açtılar. Biz içeride, Bilişim Kurultayı’nda böyle müthiş bir dünyayı tartıştık.. Ama ya dışarısı… Bilişim sektörü gibi yeni çağın dinamosu olan bu teknoloji patlamasını, ne yazık ki, ?kim kimi dinliyor? tartışması içinde çürüten bir ülkede yaşıyoruz… Dünyadaki milyarlarca dolarlık ?bilişim pastası?nı telekulak tartışmalarına teslim ediyoruz.. Ben işte bu panelde duyduklarımla Türkiye’de yaşananları karşılaştırınca üzüldüm… Örneğin Intel’den Çiğdem Ertem çok çarpıcı bir örnek veriyor:

?40 milyon nüfuslu Polonya’da 442 üniversite var… Bizdeki üniversite sayısı ise 123.? Peki bunun anlamı nedir? Polonya her yıl bizden 4 kat daha fazla kaliteli genç nesil eğitiyor… 4 milyon nüfuslu Yeni Zelanda yılda 1.5 milyar dolarlık bilişim teknolojisi ihraç ediyor. Bizim neredeyse üç katımız…

Çin, Silikon Vadisi’nde temsilcilik açmış. Yeni ürünleri yakalıyor. Kendi teknolojisini geliştiriyor. Japonya öyle. Oradan alıyor yeni dünyanın marka teknolojilerini… Yani sonraki yüzyıla yatırım burada yapılıyor. İşte bu yüzden soruyorum:

Türkiye, geleceği için Silikon Vadisi’nde bir temsilcilik açamaz mı?

Türkiye artık kendi markalarını dünya rekabetine açacak yatırımı yapamaz mı? Nerede o girişimci özel sektör? Nerede TÜSİAD?… Nerede TOBB?

***

Öncelikle belirtmeliyim, kesinlikle katılıyorum! Ulusal bir temsilcilik kanalının oluşturulması gerekiyor, Silikon Vadisi’nde. Yatırımcıların resmi kanallardan ulaşması, şirketlerin ürün ve servis üretimlerini Türkiye’ye yönlendirmesi açısından da son derece önemli. Diğer taraftan Türkiye’den uluslararası yazılım ve projeler ihraç etmek isteyen şirketlerimizinde teknolojinin anayurdu konumunda olan Silikon Vadisi’nden geçmeleri global başarı için önemli bir adım olarak gözüküyor.

Türkiye?nin sektördeki en büyük eksikliği yatırımların kısıtlı ve yetersiz olması. Ama daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi önümüzdeki süreçte bu açığı da kapatarak başta Amerika?lı yatırımcıların ilgi odağı haline geleceğimizi umuyorum. Çünkü bölgesel olarak ayrılan yatırım miktarları büyük çapta.

Son olarak şunu söylemeliyim; alanlarında büyük olan sektörel Sivil toplum kuruluşlarımızın oldukça basit bürokrasiler gerçekleştirerek yapacakları bir girişim olur Silikon Vadisi’nde temsilcilik açmaları. Teknolojik konularda ülkemizin gelişmesi için her yıl bildiriler yayınlayan bu kurumlarımız umarız-ki önümüzdeki süreç içerisinde etkili ve görevini yapan temsilcilikler oluşturulur…

Dün yani 23 Kasım 2009 tarihli yayınında Hürriyet gazetesi yazarı
Fatih Çekirge tarafından paylaşılan “Silikon Vadisi’nde temsilcilik
açmak” başlıklı yazısını sizlerin de dikkatine sunmak istiyorum.
Geçtiğimiz hafta Türkiye Bilişim Derneği tarafından düzenlenen
“Bilişim ’09” etkinliğinde CEO forum da tartışılan bir konu
içeriğiydi. Paylaşılan bu yazı

Dünya 2050?ye Kadar Neye Benzeyecek?

Şu sıralar hem Fütürizm hem de küresel çevre konuları ile ilgili pek çok değerli gelecek tahminleri duyuyoruz. Bu konuda onlardan bir tanesi.  1 Kasım 1943’de Cezayir’de doğan Fransız ekonomist, yazar, siyasetçi Jacques Attali?nin ?Dünya 2050?de neye benzeyecek?? kitabının kısa tanıtımı olarak aşağıda yer almaktadır.

Ekonomist ve politika bilimcisi Jacques Attali?ye göre, 2025?e kadar geleceğin dükkânında bizim için sakladığı şey?

Ana fikir:

Korsanların cinnet geçirip Avrupa?nın şehir merkezlerinde kendilerini vurdukları; içecek su kıtlığıyüzünden savaşların çıktığı; İslam ve Hıristiyanlık arasındaki küresel bir çarpışmanın II. Dünya Savaşı?nı bir su baloncuğuna çevirdiği bir dünya düşünün. Ekonomist ve politika bilimcisi Jacques Attali?ye göre, 2025?e kadar geleceğin dükkânında bizim için sakladığı şey budur.

Attali, geçmiş deneyimlerin geleceği gösteren olaylar olduğu inancıyla, ?mümkün olan, değişeni ve değişmeyeni? izole etmek için geçmişi dokuz ayrı döneme ayırarak insan türünün tarihini Homo Habillis?e kadar araştırıyor ve bu eğilimleri gelecek asra uyguluyor. Attali?nin tahminleri, gazeteciliğin geleceğinden (tamamen kâğıtsız) ekonomik krizin sonuna (yaklaşık 2011) kadar uzanıyor ve insanı hem kışkırtan hem de ödünü kopartan geleceğe bir göz atıyor.

Altı Çizilenler:

Amerikan imparatorluğunun geleceği hakkında: ?Çok uzun bir mücadeleden sonra ve ciddi bir ekolojik krizin ortalarında, hâlâ egemen olan imparatorluk ? Birleşik Devletler ? en sonunda, 2035 civarında piyasaların (özellikle finans piyasalarının) aynı şekilde küreselleşmesiyle ve kurumların gücüyle bozguna uğrayacak.

Kendisinden önce diğer bütün imparatorluklar gibi finansal ve politik açıdan tükenen Birleşik Devletler, dünyayı yönetmeyi bırakacak. Ancak gezegenin başlıca gücü olmaya devam edecek; yeni bir imparatorluk ya da egemen ulus onun yerine geçmeyecek. Dünya, bir düzine kadar bölgesel gücün işlerini yönetmesiyle geçici olarak çok merkezli olacak.?

İklimin geleceği hakkında:

?Sıcaklık değişikliklerindeki belirgin artışla, doğada çok önemli değişiklikler olacak. Ağaçlar daha hızlı büyüyecek ve daha kırılgan hale gelecek? Çok daha önemlisi: Çok daha fazla kıyı şeridi yaşanmaz hale gelebilir. Dünyanın en büyük yedi kenti, liman şehridir ve dünya nüfusunun üçte biri kıyı şeridinde yaşıyor? Eko?göçler, 2050?ye kadar on kat daha fazla olacak.?

Klonlamanın geleceği hakkında:

“Hastalanan organları onardıktan sonra, onları üretmek ve ardından yedek bedenler yaratmak isteyecekler. Önce embriyoyu yok etmeden kök hücre soyları üretecekler ve bu, genetik tedaviyi etik olarak kabul edilebilir yapacak, sonra üretken klonlama yapacaklar. Son olarak insanı, yapay bir rahim içinde insan eliyle ısmarlama olarak üretecekler ve bu da beynin önceden seçilmiş özelliklerle daha da gelişmesine imkân tanıyacak. İnsanoğlu böylece ticari bir nesne haline gelecek.?

Bir Fütüristler Derneği paylaşımı olan ?Dünya 2050?ye Kadar Neye Benzeyecek? kitabı hakkında detaylı bilgiye buradan, yazar Jacques Attali ?ye ise web sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.


Sayfalar«525262728293031

  • Follow me on FacebookFollow me on TwitterFollow me on InstagramFollow me on Linkedin +Follow me on Google

  • Copyright © 2016 Ufuk KILIÇ Resmi Web Sitesi | Tüm hakları saklıdır.