5 Ekim 2016 Çarşamba

Eğitim Sistemini Düzeltmeli, Liyakatı da Öne Çıkartmalıyız

OECD, Türkiye Ekonomisi Araştırması raporunu yayınladı. Rapor makroekonominin yanı sıra şirketler kesimini ilgilendiren önemli analizler de içeriyor. Buna göre ülkemizdeki firmalar üç kategoriye ayrılmış durumda. Birinci kategoride öncü firmalar bulunuyor. Bunlar bir nevi Türkiye ekonomisini sırtlarında taşıyorlar. Verimliliği yukarı çekiyorlar. Büyümeyi devam ettiriyorlar. Yenilikleri getiriyorlar.

İkinci kategoride bunları takip eden vasat firmalar bulunuyor. Bunlar öncüler kadar başarılı değil ama rekabette geri düşmüyorlar. Öte yandan verimlilikleri de düşük. Üçüncü kategorideyse geride kalan firmalar var. Bunların verimlilikleri çok daha düşük. İki ve üçüncü kategorideki firmalar birinci kategorideki öncü firmaların performansını aşağıya çekiyor. Onların daha fazla gelişmesine pranga olabiliyorlar. Yan yana iki dükkândan biri kayıtdışı çalışıp daha ucuza mal satarken öteki kurallara uyarsa, sonunda kötü olan iyiyi batırır.

Burada esas ilginç olan üçüncü kategorideki firmaların nasıl olup hayatta kaldıkları. Neden batmadıkları. Özellikle gelişmiş batı ekonomilerinde geçerli olan ve ekonomiye dinamizm katan yaratıcı yıkım olgusu niye bizde yok. Çünkü bizde bu firmaların pek çoğu mevzuata tam uymadan faaliyet gösterebiliyorlar. Kanun ve kuralların dışında kalarak durumu idare etmeye çalışıyorlar.

Peki bu nasıl mümkün oluyor. Çünkü kurallar herkese eşit bir biçimde uygulanmıyor. Batması gereken ve böylece daha verimli olabilecek girişimlere alan açması gereken verimsiz firmaların yaşamasına izin veriliyor. Hatta zaman zaman kamu idaresi buna imkân tanıdığı için bazı firmalar kayıt dışında kalabiliyor.

Şirket verimlilikleri ile ilgili çalışmalar da buna işaret ediyor. Burada şirketler ikiye ayrılmış durumda. Çalışan başına üretim değeri ile ölçülen şirket verimliliği Türkiye’de kurulu bütün firmalar için son 10 senedir 100 bin liranın altında yatay seyrediyor. Yani 10 sene önce neysek şimdi de aynı noktadayız. Türkiye’de şirketler kesiminin ortalama verimliliği aynı seviyeye takılıp kalmış durumda.

Öte yandan sadece kurumsallaşmış şirketlere baktığımızda farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Bunlar için ortalama verimlilik 150 bin liradan yaklaşık 250 bin liraya yükseliyor. Demek ki Türkiye’de de iyi çalışan, faaliyetleri verimli firmalar da bulunuyor. Ama vasat altı firmalar tablonun genelini bozuyor ve ekonominin genelinde verimsiz, rekabet gücü düşük bir yapı ortaya çıkıyor.

O zaman sorulması gereken soru, yetkililerin bu kuralsızlığa, hukuksuzluğa neden göz yumduklarıdır. Vasat altı firmalar nasıl olup da kural dışı kalarak hayatiyetlerini devam ettiriyor ve batmıyorlar.

Bunun birinci nedeni, bu tür firmaların genellikle niteliksiz işgücüne istihdam sağlıyor olmasıdır. Çalışan niteliksiz olunca, çalışan başına üretim de düşüyor. Kamu da bu duruma göz yumuyor? Çünkü Türkiye’de vasıfsız işgücü, toplam yetişkinlerin yüzde 65’ini oluşturuyor. Yetişkin nüfusun ancak yüzde 35’i lise ve daha üstü eğitimli bir ülkeyiz. Bu oran beğenmediğimiz Amerika’da bile yüzde 90’dadır.


Önerilen Popüler Yazılar