
Kuraklık problemi sadece ülkeler ya da bölgeler bazında değil küresel anlamda ciddi bir problem olarak kapıya dayandı. Gündemi takip edince yağışların azalmasıyla ülkemizde ciddi bir kuraklık ve susuzluk tehlikesinin baş göstermesi ciddi rahatsızlık uyandırdı.
ABD Ulusal Kuraklık Azaltma Merkezi ve Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi tarafından, Uluslararası Kuraklığa Dayanıklılık İttifakı’nın (IDRA) desteğiyle hazırlanan Dünyadaki Kuraklık Noktaları 2023-2025 (Drought Hotspots Around The World 2023-2025) raporu da maalesef bu gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Rapora göre, tarihin en ciddi kuraklıklarından birkaçı son iki yılda gerçekleşti. İklim değişikliğinin daha da belirginleştiği bu kuraklıklardan Somali’den Kanada’ya kadar hemen hemen bütün ülkeler etkilendi. Türkiye için ise 2030 yılına yönelik kuraklık alarmı çalındığının altı çizildi.

Küresel ısınmanın iklime etkisi vardır. İklim değişikliğini meydana getiriyor. Bulunduğumuz bölgede daha çok görülmeye başlandı iklim değişikliğinin etkileri. Doğal afetlerdeki artış da kendini göstermeye başladı. 1 derecelik artış doğal afetleri yüzde 30 oranında arttırıyor. Dünyada ortalama sıcaklık artışı şu an 1 dereceyi de geçti. Sıcaklık artışı 4 dereceye varırsa ki bu çok önemli bir artıştır. O zaman Türkiye tropik iklimin içine girmiş olacak. Böyle bir durumda bile şu an yarı kurak iklime doğru gidiyoruz. Artık 4 mevsimden de çıktık. Geçiş mevsimi olan sonbahar ve ilkbahar da iyice daraldı ve 1’er aya indi. Bunun nedeni Akdeniz ikliminden çıkıp yarı kurak iklime doğru gitmemizden dolayı. İki mevsimli iklime doğru gidiyoruz. Yazları sıcak ve kurak olacak, kışları ılık ve yağışlı olacak
1900 yılında dünyanın nüfusu 1 milyardı, şu an 8 milyara çıktı. Su yetmemeye başladı. Türkiye’nin kişi başına düşen yıllık su miktarı bin 700 metreküptü. Şimdi bin metreküpün altına düşmeye başladı. Biz o zaman su zengini değildik ama suyumuz kendimize yetiyordu. Artık su fakiri ülke haline gelmeye başladık. 2030 yılında 700 metreküpe kadar da düşecek o zaman ise su fakir olacağız. Son zamanlarda iklim değişikliğinden dolayı Türkiye’deki yağışlarda azalma görüyoruz.
Dünyada bir yerde az yağıyorsa bir yerde çok yağıyordur. Kuraklığı biz üçe ayırıyoruz. Birincisi meteorolojik kuraklık ve yağışlardaki azlıktan kaynaklanır. Geçen sene ocak ayından itibaren etkilerini göstermeye başladı. Ondan sonra hidrolojik kuraklığa doğru gidilir. Bu nedir suyun nehirlerde ve göller de azalmasıdır. Bu kuraklık çeşidini de görmeye başladık. İstanbul’daki barajların doluluk oranlarının yüzde 20’ye düşmesi gibi.
Bundan sonra üçüncü bir kuraklık bizi bekliyor. Daha sinsi bir kuraklık o da tarımsal kuraklık. Tarımsal kuraklık rekoltenin aşağıya düşmesine neden olacaktır. Biz bunun etkilerini bahar ayında, hasat mevsiminde göreceğiz. Sosyal ekonomik problemler tarımsal kuraklığa bağlı.
Raporda “sessiz bir katil” olarak nitelendirilen kuraklığın, yavaş bir şekilde ilerleyerek hayatımıza giren, bundan sonra da kaynakları tüketerek yaşam alanlarını yok eden yapısına özellikle vurgu yapılıyor. Kuraklığın; Afrika, Akdeniz, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki etkilerine dikkat çekiliyor. Verilen Somali örneği, tehlikenin boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor: “Somali’de 2025’in başında 4,4 milyon kişinin kriz düzeyinde gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor.”
Rapor, düşük ve orta gelirli ülkelerin yıkımın en ağır yükünü taşıdıklarını net bir şekilde ortaya koyarken diğer ülkelerin de bundan etkilenmemesi gibi bir durumun olmadığını ayrıca belirtiyor. Raporda verilen birkaç örneğe göre;
- Genel olarak Avrupa son 500 yılın en büyük kuraklığıyla karşı karşıya.
- İki yıl süren kuraklık ve rekor sıcaklıklar nedeniyle İspanya’da zeytin hasadı yarı yarıya düştü.
- Amazon havzasında rekor düzeyde düşen su seviyeleri balıkları öldürdü. Binlerce kişinin kullandığı su kaynakları da bundan etkilendi.
- Panama Kanalı’ndaki su seviyesinin, Ekim 2023-Ocak 2024 arasında düşmesi, günlük gemi geçişlerinin 38’den 24’e indirilmesine sebep oldu.
- Raporun başyazarı Paula Guastello’nun şu cümlesi ise oldukça önemli: “İnsanların kuraklıkla başa çıkmak için başvurduğu mekanizmaların, bu kuraklıkta işe yaramamaya başladığını gördük.”
Akdeniz Bölgesinde Kritik Gelişmeler
Raporda Akdeniz bölgesi için özel bir bölüm de yer alıyor. Bölge için yapılan ana yorum, “Akdeniz bölgesi, hava sıcaklıklarındaki artış ve yağışlardaki düşüş dikkate alındığında, iklim değişikliğinin ana merkezlerinden biri olarak ön plana çıkıyor.” Akdeniz ikliminde sıcaklık artışı ve buna bağlı kuraklığın daha da geniş alanlara yayılması 1950’lerden bu yana yaşanan bir durum. Rapor, bölgedeki ortalama hava sıcaklıklarının 2050 yılında 2-3 derece, 2100 yılında ise 3-5 derece arasında artmasının beklendiğini söylüyor. Her 2 derecelik sıcaklık artışı, bölgede suya erişimin %15’e kadar varan oranda azalması anlamına geliyor.
Akdeniz havzasında iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkisi ve olası risklerini incelemek için raporda İspanya, Fas ve Türkiye olmak üzere üç ülke baz alınıyor.
Türkiye’nin %88’inde Çölleşme Riski
Raporda Türkiye için altı çizilen bilgi: “Türkiye, çöl iklimine benzeyen bir iklimin görülmesi olasılığının artması nedeniyle bu kuraklıktan etkilenme potansiyeli en yüksek ülkeler arasında.”
2019’da Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD), “Su konusunda sıkıntılar yaşayan ülke” kategorisine aldığı Türkiye için raporda verilen bilgiler de dikkat çekici: “Türkiye’nin %88’i çölleşme riskiyle karşı karşıya.”
Raporda, Türkiye için “su fakiri” ülke kategorisine girme öngörüsü 2030 olarak veriliyor, nüfusun ve tarım alanlarının %80’i beş yıl içinde kuraklık riski yaşayabilir görüşü de hâkim. Türkiye bahsinde özellikle 2022 ve 2023 yıllarını işaret eden rapor, 2022’de aşırı kurak geçen mevsimlerin ardından 2023 yılında da ciddi bir kuraklık görüldüğünü, bunun etkilerinin de özellikle tarım alanında hâlâ devam ettiğini söylüyor. Bilindiği üzere, Türkiye’de su kaynaklarının %75’i tarım alanında kullanılıyor. Raporun Türkiye için uyarısı; 2030’da olası kuraklık göz önüne alındığında, su kaynaklarının kullanımı ve farklı kaynaklara yönelme konusunda ciddi yatırımlar yapılması gerektiği.

Türkiye’nin neredeyse tüm bölgelerinden kuraklık alarmı veriliyor. İzmir’de su 22.00’den sonra kesiliyor, Bursa’da halkın suyunu ambalajlı su şirketleri hortumluyor. Konya, Edirne, Ankara ve daha onca ilden ‘planlı’ su kesintisi haberleri yağıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) haritalarına göre, Türkiye’nin yarısından fazlası son 6 aydır “çok şiddetli ve olağanüstü kurak” kategorisinde. Yer altı su seviyelerinde yüzde 28 oranında azalma tespit edildi. Barajların kuruduğu illerde su kuyuları açılırken kuyuların kurumaması için halkın kullandığı sular kesiliyor. Uzmanlar da sürekli aynı uyarıları tekrarlıyor: “Su kaynaklarımıza iyi bakalım.”
2023 yılında, Türkiye genelinde yağış miktarı uzun dönem ortalamasından sadece %6 daha az gözükse de bölgesel farklılıklar dikkat çekici: Hatay’da yağışlar yarı yarıya azalırken, Edirne ve Tekirdağ’da bu düşüş %40’a ulaştı. Marmara Bölgesi’nde ise yıl boyunca devam eden yağışlarda %25 azalma kaydedildi. Kısaca, rakamlar ülke genelinde “ortalamanın biraz altında” gibi görünse de özellikle bazı bölgeler ciddi bir kuraklık baskısı altında kaldı. Raporda bir de yüzyıl sonu bilgisi bulunuyor: Buna göre, 21. yüzyılın sonunda Türkiye’de yağışların %30 oranında azalması bekleniyor. Azalan yağışlara eşlik edecek sıcaklık artışı sonucunda, 2100 itibarıyla ülkenin batı ve güneyinde ortalama sıcaklıklar 4–5 derece daha yüksek olacağı belirtiliyor.
Tarımda şunu düşünmemiz lazım artık. Su gerektirmeyen tarım ürünlerine doğru gitmeliyiz. Ocak, şubat ve mart ayında ne kadar yağış yağacak. Modeller çok fazla yağış yağacağını göstermiyor. Bu durumda mevcut durumu idare etme gibi bir pozisyonda kalacağız. Yazın başlangıcına yüzde 60 gibi doluluk oranıyla girmemiz lazım ki rahat edebilelim. Kış yağışlarındaki azalma yazın etkilerini gösterir. O senenin yazında kulaklık çekeceğiz demektir. O yüzden şu anda riskin çok yüksek olduğu durumdayız. Daha yaz ortasında tedbirler alınması lazımdı.