
Günümüzün en devrimci teknolojisi diyebileceğimiz Yapay zekâ da diğer birçok arayış gibi düşlerle başlamış. Yüzyıllar önce filozoflar, insanlar gibi düşünebilen sistemler hayal etmişler.
Tüm bu hayallerin günümüz yapay zekâ teknolojilerine ulaşması için felsefe, mantık, biyoloji, psikoloji, istatistik, mühendislik gibi birçok disiplinde elde edilen gelişmelerin katkılarına ihtiyaç vardı kuşkusuz. Bilimsel ve teknolojik buluşlar hiçbir zaman aniden ve tesadüfen olmuyor. Uzun çalışmalar, emekler ve birçok insanın katkıları üst üste konarak ilerleniyor ve sürecin sonunda yine çok değerli bir bilim insanın veya ekibin adıyla bu gelişmeleri tarihe kaydediyoruz.
Yapay zekâ’nın fikir babası 1950’lerde “Makineler düşünebilir mi?” sorusunun cevabını arayan İngiliz bilim insanı Alan Turing olarak kabul edilir. İlk kez “Yapay Zeka” terimi ise 1956 yılında İngiltere’de New Hampshire’da bulunan Dartmouth College’da yapılan bir çalıştayda John McCarthy tarafından kullanılmış.
Alan Turing ve Turing testi
Bilgisayar biliminin kurucusu olarak tarihe geçen Alan Turing aynı zamanda matematikçi ve kriptolog. 1912’de İngiltere’de doğan Turing yaptığı ilk mekanik bilgisayarın mucidi ve tasarladığı sistem ile 2. Dünya savaşında Alman Enigma makinelerinin şifresini kırarak savaşın sonunu hızlandırmış ve birçok insanın daha ölmesinin önüne geçmiş bir bilim insanı.
Alan Turing bilime olan son derece önemli katkılarına rağmen eşcinsel olması nedeniyle yaşadığı dönemdeki kurallar gereği İngiltere’de ilaçla hadım edilme cezasına çarptırılıp ağır ilaçlar almış ve zamanla zihin yetilerinde de azalma olmuş ve maalesef sonunda evinde ölü bulunmuş. Rivayete göre başucunda içine siyanür enjekte edilmiş bir de ısırılmış elma varmış. Apple kurucusu Steve Jobs’un Turing’e hayran olduğu ve Apple’ın logosundaki ısırılmış elmanın da buradan geldiği söylenir.
Bu sorunun izini sürerken 1959 yılında "Makine düşünebilir mi?" sorusunu tartışmaya açan dünyaca ünlü matematikçimiz Ord. Prof. Dr. Cahit Arf’ın görüşlerine ve günümüzde yapay zekâ üzerine yürütülen tartışmalara yakından bakıyoruz.

Bugün 10 TL’nin üzerinde resmi olan kişi değerli bilim insanımız Cahit Arf . Matematik profesörü olup TÜBİTAK bilim ödülü kazanmış bir bilim insanı. Ülkemizin yetiştirdiği çok önemli değerlerden biri olan Cahit Arf’ın Matematik literatürüne “Arf Halkaları”, “Arf Değişmezleri”, “Arf Kapanışı” gibi kavramların yanı sıra “Hasse-Arf Teoremi” ile anılan teoremleri kazandırmış. Dünya matematik literatürüne “Arf Teoremi” ile giren ve “Türkiye’nin Einstein”ı olarak kabul edilen Cahit Arf, bilime verdiği değer ile örnek bir insan olarak yer almış. Matematiğin biyoloji bilimi içindeki olası uygulamaları üzerinde çalışmalar yapmış. 1948’de İnönü Ödülü’nü, 1974’de TÜBİTAK Bilim Ödülü, 1980’de İTÜ ve KTÜ Onur Doktorası, 1981’de de ODTÜ Onur Doktorası’nı almış. Genç yaşta Mainz Akademisi Muhabir Üyeliğine seçilmiş ve Türkiye Bilimler Akademisi Onur Üyesi olmuş, 1994’te Fransa’da “Commandeur des Palmes Academique” ödülünü kazanmış.
Cahit Arf’a göre bir makine düşünebilir mi?
Cahit Arf, makinelerin yalnızca verilen komutları uygulayan araçlar olup olmadığı sorusunu erken bir dönemde gündeme getirmiştir. Arf’a göre bir makinenin gerçekten “düşündüğünü” söyleyebilmek için yalnızca önceden öğretilmiş işlemleri yapması yeterli değildir. Asıl önemli olan, makinenin yeni bir durumla karşılaştığında nasıl bir çözüm ürettiğidir.
Arf bu durumu “intibak” yani uyum sağlama yeteneğiyle açıklar. Eğer bir makine yalnızca kendisine öğretilen örnekleri tekrar ediyorsa gelişmiş bir hesap makinesinden çok farklı olmayabilir. Ancak daha önce karşılaşmadığı bir problem için yeni bir çözüm yolu geliştirebiliyorsa, burada daha gelişmiş bir problem çözme sürecinden söz etmemizi gerektirebilir.
Arf, bu yaklaşımı "kendi kendini programlama" fikriyle ilişkilendirir. Günümüzde yapay zekâ alanında çalışan araştırmacılar da benzer sorular üzerinde düşünmeye devam ediyor: Bir sistem gerçekten akıl yürütebilir mi yoksa geçmişte gördüğü örüntülere dayanarak mı yanıt üretir?
Tavuklar, tavşanlar ve akıl yürütme tartışması
Arf, makinelerin akıl yürütme becerisini tartışırken klasik bir matematik probleminden söz eder. Örneğin bir kümeste bulunan tavuk ve tavşanların toplam ayak sayısından yola çıkarak hayvan sayılarını bulmaya çalışmak, yalnızca işlem yapmayı değil, aynı zamanda mantık yürütmeyi de gerektirir. İnsanlar bu tür problemleri çözerken çoğu zaman gereksiz bilgileri ayıklar, önemli ayrıntıları seçer ve çözüm için uygun strateji belirler. Peki günümüz yapay zekâ sistemleri bunu gerçekten yapabiliyor mu?
Bu soruya yanıt arayan araştırmacılar, son yıllarda büyük dil modellerinin akıl yürütme becerilerini ölçmeye yönelik çeşitli çalışmalar yürütüyor. Apple araştırmacılarının yayımladığı bazı çalışmalar da bu tartışmanın dikkat çeken örnekleri arasında yer alıyor. Araştırmalarda, matematiksel muhakeme sorularında başarılı görünen modellerin bazı küçük değişiklikler karşısında zorlanabildiği görülüyor. Örneğin sorudaki sayıların değiştirilmesi, problemle ilgili gereksiz bir bilginin eklenmesi ya da sorunun farklı bir biçimde ifade edilmesi gibi durumlarda sistemlerin performansı düşebiliyor.
Bu bulgular, yapay zekâ modellerinin gerçek bir mantık yürütme yerine eğitim sürecinde öğrendikleri örüntülere dayanıyor olabileceğini düşündürüyor. Ancak bilim insanları bu konuda hâlâ farklı görüşlere sahip. Bazı araştırmacılar modellerin sınırlı da olsa muhakeme becerileri geliştirdiğini savunurken bazıları, bunun daha çok gelişmiş örüntü eşleştirme süreçlerinden kaynaklandığını düşünüyor.
Eksik olan ne?
Arf’ın dikkat çektiği önemli noktalardan biri de bilginin “önemli” olup olmadığını ayırt edebilme becerisidir. Arf bunu "estetik mahiyet" kavramıyla ilişkilendirir. Buradaki estetik kavramı, sanatla ilgili bir güzellik anlayışından çok doğru bilgiyi gereksiz bilgiden ayırabilme yetisini ifade eder.
İnsanlar bir problemi çözerken yalnızca işlem yapmaz, aynı zamanda hangi bilginin işe yarayacağını seçer, hangi ayrıntının önemsiz olduğunu ayırt eder ve çözümün mantıklı olup olmadığını değerlendirir. Bugünkü yapay zekâ sistemleri ise bazı durumlarda bu ayrımı yapmakta zorlanabiliyor. Özellikle problem içine gereksiz bilgiler eklendiğinde modellerin hata yapma olasılığı artabiliyor. Bu nedenle günümüzdeki yapay zekâ sistemleri çok güçlü araçlar olsalar da insan düşüncesinin özelliklerini eksiksiz biçimde taklit edebildiklerini söylemek için henüz erken olabilir.
Gelecekte neler olabilir?
Yapay zekâ alanı çok hızlı gelişiyor. Günümüzde bazı sistemler karmaşık problemleri çözerken doğrudan cevap üretmek yerine ara adımlar oluşturuyor hatta kod üreterek çözüm süreçlerini destekliyor. Bu yaklaşımlar, araştırmacıların daha gelişmiş muhakeme sistemleri geliştirme hedefinin bir parçası olarak görülüyor. Ancak makinelerin gerçekten “düşünüp düşünemeyeceği” sorusu yalnızca teknolojiyle ilgili değil, aynı zamanda felsefe, bilişsel bilim ve matematik gibi alanlarla da bağlantılı. Bu nedenle kesin bir cevaptan söz etmek kolay değil.
Yine de yaklaşık yetmiş yıl önce Cahit Arf’ın ortaya attığı soruların bugün hâlâ tartışılıyor olması dikkat çekici. Görünen o ki yapay zekânın geleceğini anlamaya çalışırken yalnızca yeni teknolojilere değil, geçmişte ortaya konmuş güçlü fikirlere de kulak vermemiz gerekiyor.
Bugün yapay zekâyı, algoritmaları ve dijital beyinleri konuşuyoruz. Fakat Cahit Arf, bu meseleyi daha 1959 yılında yalnızca teknik bir konu olarak değil, aynı zamanda bilimsel düşünme ahlakı meselesi olarak ele almıştı. Arf’a göre asıl problem, makinenin düşünüp düşünmemesinden önce, insanın gerçekten düşünüp düşünmediğidir. Çünkü düşünmek; ezberlemek, otoriteye sığınmak ya da hazır cevaplara teslim olmak değildir. Düşünmek; anlamaya çalışmak, akıl yürütmek, gözlem yapmak ve olaylar arasında ilişki kurabilmektir. Konferansta Arf, zilli saatten otomatik telefona, tavuk–tavşan probleminden miras paylaşımı yapan basit devrelere kadar örneklerle şunu gösterir:
Bir makine;
bilgi alıyor,
bu bilgiyi işliyor,
koşullara göre karar veriyor
ve sonuç üretiyorsa,
belirli bir anlamda “düşünme davranışı” göstermektedir.
Ama Arf’ın asıl vurgusu şudur:
Bilim, hayranlıkla değil; anlama cesaretiyle başlar.
Batı’nın yaptığına sadece şaşırmak değil, onun hangi akıl yürütme basamaklarıyla kurulduğunu anlamak gerekir. Çünkü karmaşık görünen birçok şey, sabırla incelendiğinde anlaşılabilir parçalara ayrılır.
Bugün yapay zekâyı konuşurken Cahit Arf’ın bu konferansı bize hâlâ çok güçlü bir şey söylüyor: Makineyi anlamak için önce düşünmenin ne olduğunu anlamalıyız.
Ve belki daha önemlisi:
Kendi aklımıza güvenmeden bilim üretemeyiz.
1959’da sorulan bu soru, bugün hâlâ güncelliğini koruyor:
Makine düşünebilir mi?
Peki biz gerçekten düşünüyor muyuz?
Cahit Arf konferansta sözlerini şu şekilde bitiriyor;
Sözlerimi bu makinelerin insan beyni ile kısa bir mukayesesi ile bitireyim:
"Makinelerin bazı işleri insan beynine nazaran çok daha çabuk yapabilmelerine mukabil anlayış yani alış kapasiteleri büyük bir salonu doldurabilecek kadar büyük olanlarında bile tenevvü bakımından insan beyninden çok düşüktür. İnsan beyninin kendi kendini kendi inisiyatifi ile tekemmül ettirmesine mukabil makine yapıldığı gibi kalmaktadır. Bununla beraber kendi kendisini tekemmül ettiren makine tasarlamak mümkündür. Fakat kanaatimce insan beyni ile makine arasındaki asıl fark, insan beyninin estetik mahiyette müessirleri alıp onlar üzerinde işleyebilmesi ve yine estetik mahiyette olan kararlar verebilmesine, verilen bir işi yapıp yapmamak hususunda kendisini serbest hissetmesine mukabil makinede bu vasıfların benzerlerinin yok oluşudur.
Bu vasıfları karakterize eden husus hepsinin de bir belirsizlik unsuru ihtiva etmesi, bunların şaşmaz bir şekilde uydukları kaidelerin mevcut olmayışıdır. Belirsizlik karakterini haiz olan insan dışı tabiat hâdiseleri mevcuttur. Bunlar atom içinde ceryan eden olaylardır. Bu itibarla nispeten küçük sayıda atom içinde ceryan eden olaylar böyle makinelerin işleyişinde müessir hale getirilebilirse, makinelerin estetik bakımdan da insan beynine benzetileceği ümit edilebilecektir. Böyle bir makine, mesela filân müzik parçasını güzel bulmadığını söyleyebilecektir. Fakat bu işin uzun yıllar sonra bile belki de hiçbir zaman yapılamayacağını zannediyorum."
Arf, Cahit, Makine Düşünebilir Mi ve Nasıl Düşünebilir?, Atatürk Üniversitesi – Üniversite Çalışmalarını Muhite Yayma ve Halk Eğitimi Yayınları Konferanslar Serisi No: 1, 1959, Erzurum, s. 91-103







