28 Ocak 2015 Çarşamba

Eğer doğru yolda olsan bile orada oturup kalırsan, ezilirsin!

Zamanında Çin'in küçük bir köyünde bir kung-fu okulu varmış. Okulun yaşlı ve bilge olan hocası öğrencilerine sadece bedensel eğitim değil zihinsel eğitimin de ne kadar önemli olduğunu anlatırmış.

Öğrencilerden biri zeki olmasına rağmen dersleri pek umursamayan vurdumduymaz bir karaktermiş. Onun bu hali hocanın gözünden kaçmamış ve devamlı kendini uyarırmış. Günler böyle geçerken bilge hoca bu öğrencisini başka bir öğrenciyle müsabakaya kaldırmış. Müsabaka başlamış. Haylaz öğrenci yaptığı her hareketin, attığı yumruk ve tekmelerin rakibi tarafından ustalıkla savuşturulduğunu görünce daha da hırslanmış ve kural dışı hareketler yapmaya başlamış.

Rakibi onları savuşturmuş. Daha da sinirlenen öğrenci hiçbir şeyin kar etmediğini görünce oturmuş hırsından ağlamaya başlamış. Müsabaka bitmiş. Haylaz öğrenci ağlarken omzunda bir el hissetmiş. Kafasını kaldırıp baktığında hocasının kendisine gülümsediğini görmüş. Bilge hoca öğrencisinin yanına oturmuş ve toprağa dikey bir çizgi çizmiş.

-Bu rakibinin çizgisi. Bunu nasıl kısaltırsın? demiş.

Öğrenci bu soru üzerine çizgiyi ikiye bölerek:

- Böyle kısaltırım.

- Hayır, demiş hocası.
Öğrenci bu sefer çizgiyi üçe bölmüş.

- Böyle kısaltırım.
Hoca gülümsemiş. Ve yere yeni bir dikey çizgi daha çizmiş.

- Bu rakibinin çizgisi.
Sonra yanına onun iki katı uzunlukta dikey bir başka çizgi çekmiş ve eklemiş:

- Bu da senin çizgin. Sen rakibinin çizgisini kısaltmak yerine kendi çizgini uzatmalısın. Sen kendine güvenir ve kendini sürekli geliştirirsen rakiplerin zaten hep geride kalacaktır...

 Sizce gelişim nedir? İlerlemek, büyümek, yola devam etmek...?

Peki sizce gelişim bir yerde tamamlanır mı?

"Tamam, bu kadar, ben biliyorum, daha fazla birşey yok" dediğimiz noktada, sadece an ve an gelişmekte olan dünyaya kapıları kapatıp, kendimizi içeride hapsetmekle kalmaz, yeniliklerden mahrum kalan kısıtlı beceri ve bilgilerimizle sorunlarımıza çözüm bulmakta zorlanır ve hatta belki de bunlara yenilerini ekleyebiliriz.

Amerikalı sinema oyuncusu Will Rogers'ın şu sözüne bir kulak verelim; "Eğer doğru yolda olsan bile orada oturup kalırsan, ezilirsin."

Gelişim; süreklilik demektir, gelişim fark yaratmak demektir, gelişim duyarlılıktır ve gelişim hem kendine, hem de varolan herşeye saygı duymak, sadece bireysel değil, bütünsel gelişmek demektir!

"Sıradan insanlar fark yaratamaz, farkı farklı insanlar yaratır" diyor motivasyon ve pazarlama gurusu Seth Godin.

Hani şu imrendiğimiz fark yaratanlardan olmak, daha ileriye geçebilmek için karşımızdakinin eksikliğini aramak, yolunu kesmek yerine kendi çizgimizle fark yaratmaya ne dersiniz?

22 Ocak 2015 Perşembe

Oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuklardır.


Hayat hep istediğimiz akış içerisinde olmayabiliyor. Ve alışageldiğimiz, kendimizi güvende rahat hissettiğimiz akış bozulup da birşeyler ters gitmeye başladığında hemen kızıyor, öfkeleniyor, kırılıyor, kendimizi bir kısır döngü içinde sıkışmış gibi hissedebiliyoruz. Halbuki biraz daha sabırla davranıp, filmi sonunda değerlendirmeyi becerebilsek kimbilir belki de kızıp, öfkelenmek yerine teşekkür edecek o kadar çok şey bulabiliriz ki. "Terse akan şeyden bana ne çıkar ki" demeyin, belki de ters yönde olan sizsiniz yada kendinizi keşfedip, mutlu olacağınız doğru yol ters yöndedir! Tıpkı dünyaca ünlü İngiliz şair ve yazar Aldous Huxley’in hayat hikayesi gibi;

1894'de İngiltere'de Birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinin oğlu olarak dünyaya gelir Aldous Huxley. İyi bir eğitim ve imkanlarla büyür ancak 16 yaşında, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu gözleri 2 yıl kadar görme yetisini kaybeder. Belki başkaları için hayatın bittiği noktadır bu ama Huxley bu rahatsızlığını depresyona girip daha da kaotik hale getirmek yerine kendi iç dünyasını keşfetmesi için güzel bir fırsat olarak değerlendirir. Hani demiştik ya belki de ters yöndür asıl sizi kendi gerçekliğinize ulaştıracak yön, bu yüzden neden akış değişti diye hemen kızmayın, önce sakince, sabırla olanı bir değerlendirmeye bakın.

Aldous Huxley de öyle yapar, karanlık dünyasında kendini dinlemeye başlar, kendi iç sesine kulak verir ve aslında hayat ışığının gözlerinde kaybolan ışık değil, içinde ışık olduğunu keşfeder. Hissetiklerini yazıya, dizelere döker ve şiir ve yazıları dünya çapında ünlenir, başarılı bir şair ve yazar olur. “Tecrübe insanın başına gelen şey değildir. Gelenle ne yaptığıdır” diyen 2 sene görme yetisini yitirip sonra da hayat boyu göz sorunu ile yaşayan Huxley bakın çağımız insanına herşeye rağmen ne öğütlüyor;

“Bundan 20 yıl sonra yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla kır zincirleri, halatları çöz ve uzak limanlara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle ve keşfet. Yapabileceğin denli söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap. Unutma! Oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuklardır.”

Aldous Huxley’in yerinde siz olsaydınız, hayatınızı etkileyecek bunca tecrübe ve sönen ışıkların ardından çağımız insanına nasıl bir öğüt verirdiniz?

2 Ocak 2015 Cuma

Temizlik yaptım bugün...


Temizlik yaptım bugün... Hem de tüm benliğimde...

Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.

Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce. Görmenizi isterdim. Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış, inanmazsınız. Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle. Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını. Her yere, görebildiğim, göremediğim her yere serptim. Atarken kırgınlıklarımı, bakmadım neydi onlar diye. Çünkü Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası. Bakmadım, merak da etmedim. Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.

Kıskançlığımı çıkardım. Meğer ben ne az kıskançmışım. Çok kolay oldu. Sevindim. Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum. Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde. Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.

Sıra korkularıma gelmişti. Çıkarmaya bile korktum önce. Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya. Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır, İçten içe bir sevgi nasıl duyulur anlayamadım. Sanki Yerini,toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler. Eee... ne de olsa iyi bakmıştım onlara. Her gün yeni yeni korkular ekleyip,endişelerimle sulamıştım. Mutluluklarımı, ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an. Bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim; almadan verip, beklemeden sevseydim. Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım, böyle bahar temizliklerine ihtiyacım da kalmazdı.

Çok zorlandım korkularımla. Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi. Kenetlenmişlerdi adeta. Ama onları da sevgiyle çıkardım.. ve onları yaşamaktan,hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan, pişmanlık duymadan çıkardım.. Kızsaydım onlara, bağırıp çağırsaydım, yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.

Temizlik yaptım bugün. Bahar temizliği... Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim.. Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim.. Korkusuzlukları ektim alabildiğine... Saatlerce ektim korkusuzluğu... Mutluluk ektim, doğallık. Sonsuzluk... Bağışlama ektim. AŞK ektim her hücreme, coşku, heyecan, sessizlik ektim. Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana... Kabullenme ektim. Baş eğme değil. Olduğu gibi kabullenme...

Aslında hepimizin ihtiyaç duyduğu ve bir türlü yapmaktan çekindiğimiz temizliği ne de güzel anlatıyor bu yazı değil mi? Hayatımızda engel diye gördüğümüz herşey içeride, kendimizde biriktirdiklerimizin bir yansıması imiş meğer.

Öyleyse, benliğimizi, zihnimizi, ruhumuzu ne kadar çok temiz tutarsak hayat yolumuz da o kadar temiz ve açık olacaktır.  O zaman, mutlu, huzurlu, anlamlı bir hayat için böylesi bir temizliği hemen yapmaya ne dersiniz? Zor mu geliyor; inanır ve yapacağım derseniz neden olmasın?

Önerilen Popüler Yazılar